|
Mücahede insanın nefsinin arzularına, kötü isteklerine ve şeytanın isteklerine karşı direnip savaşması demektir. Bu savaşın silahı ibadetler, zikir, tesbih ve duadır. Nefs düşmanına bu silahlarla saldırıp onun ikmal kaynağının etrafını riyazat mayınları ile döşemek gerekir. Riyazat ise nefsin ve tenin isteklerini kesmek, asgarîye indirmek ve ona zor gelen şeyleri yaptırmaktır. Az yemek, mideyi doldurmamak, az uyumak ve bu suretle nefsi inceltmektir. Mücahedeye nefs ile cihad da denir. Mücahede ve riyazat birbirine yakın anlamlarda iki kavramdır. Mücahede nefsi iyiliğe zorlamak, riyazat ise onu bu işe alıştırmaya çalışmaktır. İşin başı mücahede, devamı riyazat, neticesi müşahededir. Nefs ile mücahedenin genellikle kabul edilen görüşe göre üç riyazat özelliği vardır: Az yemek, az uyumak ve az konuşmak. Bunlara bazan halktan uzaklaşma anlamına halvet ve çileyi katanlar da vardır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Seyr u sülûke girmiş, riyazat, mücahede ve muamele ile nefsini arıtıp ruhunu yüceltmeye ve müşahedeye ermeye çalışan kimse. Salik önce kainattaki ilahi kudret ve asara bakar, onun delaletiyle Hakk'ın isimlerine isimlerinin delaletiyle sıfatlarına. sıfatlarının delaletiyle zât-i Barî'ye vuslata ererek sülûkünü tamamlar ve vasıl adını alır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Tasavvuf ve tarîkatlardaki eğitim ve terbiye işine verilen genel ad seyr u sülûktür. Lügatte seyr gezmek, seyr etmek ve yürümek anlamınadır. Sülûk ise gitmek ve yola girmek demektir. Tasavvuf ıstılahında seyr, cehaletten ilme, kötü huylardan güzel ahlaka, kulun fanî varlığınıdan Hakk'ın varlığına yönelmektir. Sülûk, tasavvuf yoluna girmiş kişiyi Hakk'a vuslata hazırlayan ahlakî eğitimdir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Zamanımız Tasavvuf zamanımıdır? |
|
Günümüzde, herşeyin nefs ve şehvete hitab ettiği bir ortamda tasavvufa belki her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Ancak İslamî ilimleri birbirinin alternatifi olarak görüp birini diğerinin yerine ikame etmek anlayışı yanlıştır. Çünkü her türlü ilimden arınmış "sırf tasavvuf" diye birşeyden söz edilemez. Tasavvuf fıkıhla, hadisle, tefsirle ve diğer İslamî ilimlerle birlikte vardır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Tasavvuf insanlara önce kendini, sonra Rabbini tanıma (ma'rifet) yolunu gösterir. Farklı özelliklerinin ortaya çıkması biraz da mürşid ve müntesiplerinin farklı karakter yapısından kaynaklanmaktadır. Sûfiler bir eğitim aracı olarak yerine göre musikîden de nazardan da istifade etmişlerdir. Bugün modern pedagojide insanın karşısındaki ile göz iletişimi kurmasının önemi kabul ediliyor. Göz ile kulak yüksek duyu organları sayılıyor. Bu iki duyu organının diğerlerine göre eğitimde çok daha etkili olduğu tesbit edilmiş bulunmaktadır. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Tasavvufun adının genellikle ashab-ı suffenin "suffe" sinden, "safvet"ten ve "sûf" kökünden geldiği kabul edilir. Bu kelimelerin üçü de İslamî menşelidir. Tasavvufun kökü olarak "Sofia" kelimesinden bahsedilmişse de, gerek süfîler ve gerekse araştırıcılar tarafından reddedilmiştir. Hatta bir takım müsteşrikler bile tasavvuf ve sufi kelimesinin sofia kökünden geldiğine karşı çıkmış, bunun yerine yün anlamına gelen "sûf" kökünden geldiği görüşünü benimsemişlerdir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Tasavvufun tahalluk ve tahakkuk olmak üzere iki mertebesi; yani boyutu vardır. Tahalluk, tasavvufun eğitim boyutudur. Tasavvufi hayat, tarikat, manevi makamlar, seyr u sülûk ve adab gibi konuları kapsar. Tahakkuk ise tasavvufun ma'rifet, işaret ve bilgi boyutudur. Bu da insanın ma'nevî eğitim sayesinde ahlak ve takva açısından yükselişi ve Allah'a yaklaşması sonucu kainattaki bazı ilahî sırlara aid elde ettiği bilgilerdir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Tasavvufta ruhdan çok bahsedilir. "Sana ruhdan sorarlar. De ki: Ruh Rabbimin emrindedir. Size ilimden pek az şey verilmiştir" (el-İsra, 17/85) ayetine rağmen bu bilgiler nereden çıkmıştır? - Tasavvufta ruhtan çok bahsedilmesinin sebebi, tasavvufun insanın ruhî boyutu ve manevî tarafı ile ilgilenmesidir. İnsan ruhu, Kur'an'ın beyanına göre ilahî menşe'lidir. "Ben Adem'in yaratılışını tamamladığımda ona rûhumdan üfürdüm." (el-Hicr, 15/29 ; Sâd, 38/72) buyrulmuştur. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Selim “Selime”den gelir. İslâm kelimesiyle aynı köktendir. Lügat manâsı itibariyle kalb-i selim, hastalıksız ve arızasız kalb demektir. Daha has manada ise o, İslâm’dan başka her şeye kapalı olan kalb dir. Kalb-i selim sahibi olmak, Kur’an’da bir mü’min adına ortaya konan vasıfları yaşamaktır. Bu tarif umumidir ve her şeyi içine alır mahiyettedir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Tasavvufta "tefekkür-i mevt" olarak, bazan da rabıta-i mevt olarak anılan "ölümü hatırlayıp düşünme" olayının çok önemi vardır. Hz. Peygamber: "Dünyevî zevkleri kıran ve tûl-i emeli unutturan ölümü çokça hatırlayınız." (Tirmizî, Zühd, 4; Nesaî, Cenaiz, 3; İbn Mace, Zühd, 31) buyurur. Bir defasında da "kendisine zekî müminin kim olduğu" sorulmuştu da şu karşılığı vermişti: "Ölümü çokça hatırlayan ve ölümden sonrasına iyi hazırlanandır." (İbnMace, Zühd, 31) |
|
Devamını oku...
|
|
|
Tasavvufun sermayesi muhabbet ve teslimiyettir. Ma'nevi terakkî teslimiyette kemâle; teslimiyette kemâl, muhabbette kemâle bağlıdır. Öyleyse muhabbetin gerçekleşmesi için ne yapmak gerekir? Bir bakıma vehbi olan bu devletin kesbî yönü yok mudur? |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Sona Git >>
|
| Sonuçlar 1 - 16 Toplam: 50 |